Dil Öğrenirken Kendinize Yapabileceğiniz En Büyük İyilik: Shadowing Tekniği

Yazar: Emrah Günok | Felsefeci

Dünyada keşfedilmiş olan bütün güzel şeylerin öyle ya da böyle dolaşıma girip yaygınlık kazandığını düşünmeye eğilimli olduğumu söyleyerek başlamak isterim. Internet’in bilginin yaygınlaşmasını bu denli kolaylaştırdığı çağımızda sadece açık kaynakları kullanarak hemen her şeye ulaşmanın mümkün olmasını tek kelimeyle büyüleyici buluyorum. Evet, insan bir şeyi öğrenmeyi gerçekten istiyorsa tek kuruş harcamadan ve herhangi bir uzmandan yardım da almadan o şeyi hatmedebilir diye düşünüyorum.

Güzel şeyleri herkes ister. Ama tüketilip bir kenara atıldıktan sonra anlamsızlaşacak olan şeylerin ne kadar güzel olduğu da su götürür. Gerçek manada güzel olan şeyler kendilerine ulaşabilmek için emek harcamayı gerektirenlerdir. Dil öğrenmek bu güzel şeylerin belki de başında gelir.

Türkiye’de dil öğrenmenin tam olarak ne anlama geldiği konusunda büyük bir kafa karışıklığı olduğu açıktır. Uzun süren meşakkatli bir çalışma sonunda öğrenmeye çalıştığı dili onu ana dili olarak konuşanlarla aynı seviyeye getirmeyi beklemek saçmadır. Buna mukabil bir dili öğrenmiş olmak demek o dili hayatı boyunca öğrenecek olmayı kabullenmiş, dahası bu bitimsiz öğrenim sürecinden keyif alır duruma geleceğini kavramış olmaktır.

İçindekiler

Kanserin Çaresini Bulmak Gibi Bir Şey

Çevresinde Fransızca, İspanyolca, Çince ve Rusça gibi ikincil dilleri öğrenmenin ne kadar iyi olabileceğini terennüm etmekten ve gün gelip de İngilizcesini altyazısız film izleyebilecek düzeye getirmesi gerektiğini tekrarlamaktan vazgeçmeyen birine rastlamamış hemen hiç kimse yoktur. Bunlar güzel hayaller olsalar da, söz konusu hayali dile getiren kişinin büyük ihtimalle bu konuda parmağını bile kımıldatmayacak oluşunu daha onu dinlerken biliyor olmak çoklukla bıyık altından gülümsememize yol açar. Yabancı dil öğrenmenin hemen herkes tarafından ikrar edilmiş bir yükümlülük olduğu su götürmez olsa da bu konuda gerçekten önlem alıp harekete geçecek insana nadiren tesadüf edilebileceği de bir o kadar doğrudur.

Hakkında alınan kararın bir türlü uygulanmaması dil öğrenme mükellefiyetinin bir süre sonra taşlaşıp kanserli hücreye dönüşmesine yol açar. Bu konuda bir türlü sonuca bağlanamayan iç mücadele kararı alan kimsenin gerek kendi gerekse de başkalarının gözünde ruhsal zayıflığını ortaya sermekten başka bir şeye yaramaz. Böylelikle kendine inancını kaybedecek olan kişi hayatının geri kalanında da onu başarıya ulaştıracak olan başka büyük kararlar alabilmekte aciz kalacaktır.

“Shadowing”, Türkçe adıyla “gölgeleme”, son bir yılda karşıma çıkan, uygulamaya başladıktan sonra nasıl olup da yaygınlaşmadığına bir türlü akıl sır erdiremediğim bir dil öğrenim tekniğidir. Bu denli verimli bir tekniğin daha ortaya çıktığı ilk günden itibaren patlama yaratıp ağızdan ağıza dolaşması beklenecekken, aradan geçen bu bir yıla rağmen onun varlığından haberdar olan bir kişiye bile rastlamamış olmak beni epeydir hayrete düşürmeye devam etmektedir.

Dil öğrenme çabasına gark olmuş insanlara yardım etmeye çalışan bir grup Youtuber shadowing tekniğiyle ilgili bilgilendirme yaparken, yaptıkları şeyin Türkiye gibi ülkelerde çok yaygın olan bir kanser türünün ilacını sunmakla eşdeğer olduğunun farkında mıdırlar? Onların bu tekniğin propagandasını yapmak üzere daha fazla sözcük ve nefes harcamamış olmaları beni şaşırtıyor olsa da, bu yazı sayesinde küçük bir uyarı yapmak belki birkaç kişinin hayatına dokunabilir.

Shadowing Mucizesi Tam olarak Nedir?

Tasviri oldukça basit, uygulaması epeyce meşakkatli olan bu teknik, bana göre dil öğrenme konusunda başvurulabilecek açık ara en etkili yöntemdir. Dili en azından orta seviyeye getirmiş ama o meşhur baraja takılıp da gelişimi yavaşlamış olan herkes şundan emin olabilir ki, süreci hızlandırmak, telaffuzu düzeltmek, anlamayı geliştirip konuşmayı da akıcı hale getirmek için “shadowing” yapmaya başlamak ve buna hayat boyu devam etmek alınabilecek en iyi karardır. Çok değil, ekran başında her gün geçirilecek 20 dakika en geç bir ay içinde sonuç vermeye başlayacak, uygulayıcı telaffuzunun nasıl düzeldiği ve konuşma kabiliyetinin ne kadar arttığının bilincine varmakla büyük bir özgüvene ulaşmış olacaktır.

“Shadowing”i uygulamak için bir cep telefonu ya da bilgisayar yanısıra bir kulaklık yeterlidir. Yapılacak şey bir Youtube videosu açıp seslendirmeyi yapacak kişinin söze girmesini beklemek, o konuşmaya başladıktan yarım ila bir saniye sonra da kendini akışa bırakıp konuşulanları bire bir tekrar etmektir. Konuşma hızı yüksek gelir de takip mümkün olmazsa moral bozulmamalı, Youtube ekranının sağ alt köşesinden hız ayarlaması yapılabileceği unutulmamalıdır.

Ses akış hızı önce %75’e sonra %50’ye düşürülür de yine sonuç alınamazsa sorunun konuşma hızı olmaması gayet muhtemeldir. Kişinin tercihine göre bir İngiliz ya da Amerikalı olması beklenecek olan Youtuber (geliştirilecek olan dilin İngilizce olduğunu varsayıyorum) onu kendi ülkedaşlarıyla muhatap kılan bir konuşmayı devam ettirdiği için çok karmaşık yapılar ve nadir rastlanan ifadelere başvuruyor olabilir. Bu durumda o videoda ısrar etmemek; bunun yerine arama çubuğuna “B1 Shadowing” ya da “B2 Shadowing” yazıp aramayı tekrarlayarak seçilecek videonun seviyesini düşürmek iyi olabilir.

“Shadowing” bir eylemi ifa etmekten ziyade gelişen bir olaya maruz kalmakla ilgili bir alıştırmadır. Bu maruziyetin dozajı ne kadar yüksek tutulursa etkinlikten sonuç almak da o kadar kolaylaşır. Peki nedir maruziyetin düzeyini maksimize etmek?

“Shadowing” onu uygulayan kişinin yüzmeyi öğrenmek üzere kendini suya atmasına benzer. Burada bahsedilen su deniz ya da göl değil, akan bir ırmaktır. Shadowing alıştırması boyunca akılda tutulması gereken şey yüzmesi beklenenin siz değil, yüzdürmesi gerekenin seyretmekte olduğunuz video ya da dinlediğiniz podcast olduğudur. Amaç kendini suyun sürükleme etkisine teslim etmek, ırmağın denize döküldüğü noktaya kadar da boğulup ölmemeyi başarmaktır.

Shadowing, bu anlamıyla eğitim savaşını nihayete erdirecek olan ölüm kalım muharebesi olarak düşünülebilir. Artık sizi sahaya çıkma zorunluluğundan azade kılan laboratuvardan çıkmış, kendinizi dili konuşan ülkenin sokaklarında başkalarından yardım istemeye mecbur bırakıldığınız bir iletişim ortamının içine fırlatılmış bulursunuz. Ya dinleyip konuşacak, ya da suyun dibini boylayıp linguistik bir ölümle karşı karşıya geleceksinizdir.

Ama işin çok güzel bir tarafı vardır. Dile maruziyetin en üst seviyesine karşılık gelen bu alıştırma dili öğrenen kişiye yurtdışı seyahati yapıp da yerel ahaliyle iletişim kurmaya çabaladığında sağlayacağını umduğu faydanın çok daha fazlasını sağlayacaktır. Zira o dili anadili olarak edinmiş olan hiçbir insan dışarıdan gelmiş bir yabancıyla uzun saatler boyunca konuşma zahmetine katlanmayacaktır. Katlansa bile, onun sözü aldığı anlarda dili öğrenmeye çalışan yabancı yapması gereken işin yarısını yapmak; yani konuşmadan vazgeçip sadece dinlemekle yetinmek durumundadır. Oysaki shadowing konuşmayla dinlemeyi yanyana getiren, dilsel gelişmişlik düzeyinin en önemli iki öğesi konumundaki anlama ve konuşmayı birleştirerek mucizevi sonuçlar alınabilmesine imkan veren bir tekniktir.

Yapılmaması Gereken

Shadowing’in kendini akışa ve konuşmanın sürükleme etkisine maruz bırakmakla uygulanan, dolayısıyla da tam teslimiyet mantığına dayalı olarak sonuç üreten bir alıştırma olduğunu yukarıda yeterince vurgulamış olduğumu umuyorum. Şimdi insanın bir şeyi öğrenirken devreye sokacağı önemli bir refleksten bahsedecek, sözünü etmekte olduğum teknikten verim almak isteyenlerin kaçınması gereken en önemli şeyi tartışmaya açacağım.

İnsanlar bir şeyi ustalıkla uygulayacak düzeye ulaşmadan önce kendilerini gözden ırak kalmalarını sağlayacak bir yerde izole etmeyi seçerler (Ahmet Hamdi Tanpınar bunları “sahnenin dışındakiler” diye adlandırır). Müzisyen konserde çalmayı planladığı parçayı icra edebilmesini sağlayacak alıştırmayı sahnenin dışında yaparken, Olimpiyatlara katılacak yüzücü gündelik antrenmanlarını yapmak için onu seyircinin gözünden saklayan bir antrenman mekanını (bağlı olduğu kulübün havuzunu mesela) tercih eder. Müzisyen ve yüzücü, bu anlamıyla, kendilerini sadece mekanda soyutlamış gibi değil, aynı zamanda asıl performansı ölçecek olan zamanın da dışında konumlanmış gibi düşünülebilirler. Bu noktada karşıtlaştırılması gerekenler zamana karşı zaman-dışı; bir başka deyişle, performans zamanına karşı prova (alıştırma) zamanıdır. Antrenman veya alıştırma zamanı sürecince performansı yapacak olan kişi performans zamanının dışına çıkarak eksiklerini giderme fırsatına kavuşur. Zaman dışı prova ya da alıştırma, performans zamanı üzerinde hakimiyet kurmayı uman müstakbel icracının kendine mükemmelleşebilmek üzere zaman dışı bir sığınak yaratmasını çağrıştırır.

Bu aşamada esas olan, alıştırma (prova) zamanını hedeflenen performans zamanına mümkün olduğunca yaklaştırmaktır. Prova zamanı ilkece performans zamanının altındaymış gibi düşünülür (Halbuki gerçekte durum bunun tam tersi olup, performans zamanı her daim en iyi prova zamanının altında kalır. İyi bir sporcu bunu hiçbir vakit aklından çıkarmaz). Bu ikisinin buluştuğu nokta artık sahneye çıkma zamanının geldiğini müjdeler. Ama prova zamanının yönetimini onu performans zamanına iyice yakınlaştırmak üzere yapmayı ihmal eden; yani ilkini ikinciyle eşitleme gayretine girmeyen kişi sahnedeki başarısızlığını da garantiye almış olur.

İşte bahsetmekte olduğumuz yöntemin sırrına varabilmek de tam olarak bu noktada mümkün olur. Shadowing tekniği zaman dışını bütünüyle iptal eder. Alıştırmanın verimi kendini zamanın içinde tutma konusunda sergilenecek olan dirayetin derecesiyle ölçülür. Bu şu demektir ki, tekrarlanmakta olan konuşmanın ortalarında bir yerde anlaşılamayan bir sözcük ya da ifadeye rastlanırsa, yapmaktan kaçınılması gereken şey videoyu durdurup sözlüğe bakmaktır. Çünkü bunu yapmak bahsetmekte olduğumuz yöntemi ayrıcalıklı kılan şu iki temel kuralı ihlal etmek olacaktır: (1) Shadowing yöntemiyle öğrenme kontrol edemediğiniz zamanın sürükleyici etkisine tam bir maruziyet gerektirirken, (2) her şeyi tam olarak anlamaksızın sürdürdüğünüz bu yolculuk anlaşılmayan bazı ifadelerin anlamını ivedilikle tahmin etme zaruretini de gündeme getirir. Dil dünyasının gerçekliğiyle buluşmanızı kolaylaştıracak olan ise bu iki şeyi asla akıldan çıkarmamaktır.

Shadowing yaparken bir sözcüğe bakmak için videoyu durdurmak bu alıştırmanın gebe olduğu sonuçları bütünüyle gözardı etmekle birdir. Unutulmaması gereken temel husus shadowing boyunca zamanın ağa, sizinse maraba olduğunuzdur. Bu alıştırma süresince yaptığınızın asıl olarak zamanla yarışmak olduğu hissine kapılmanız gayet mümkünken, dili de bu kaç kovala oyunu esnasında farkında olmaksızın geliştirdiğinizi fark edersiniz.

Çünkü dil bütünüyle ona odaklanmışken değil başka bir işi halletme gayretine girmişken, farkında olmaksızın öğrenilir.

Peki ya Telaffuz ve Akıcı Konuşma?

İngilizce’yi akıcı konuşmak bir Amerikalı ya da İngiliz’i bire bir taklit ederek olur. Shadowing başlığının da gösterdiği gibi, taklidi yorumsuz bir şekilde asıl varlığın mükemmel kopyasına dönüşme hedefiyle karakterize etmekten başka bir seçenek yok gibidir. Gölgeleme, içinde aklın doğru ifadeyi bulmak üzere hafızayı devreye sokan tarafını dışarıda bırakan bir tarzda devreye girer. Konuşmanın bir yerinde kaybolsanız bile videonun çalmaya devam etmesine izin vermek, gölgelemeye konuşmaya eklemlenebildiğiniz ilk noktadan itibaren hiçbir şey olmamış gibi devam etmek hayati önemdedir. Bu sadece önem arz etmekle de kalmaz, bunu iptal edecek herhangi bir hamlenin shadowing’i shadowing olmaktan çıkaracağını da görmek gerekir.

Yarım saatlik kesintisiz bir shadowing sürecinin sonuna geldiğinizde kendinizi her ne kadar bitap düşmüş, pek çok şeyi anlayamamış halde bulacak olsanız da, içinizden İngilizce cümlelerin taşıp akmaya devam ettiğini görüp şaşıracağınız da garantidir. Bir kere başlayan bir sürüklenme, şimdi artık bir şeyi taklit etmese de yaratıcılığı tetikleyen bir akışa evrilmiştir. Zaten shadowing tekniğini uygulamanın temel amacı da budur.

Bazı insanlar telaffuzlarının bozuk olmasından duydukları utançla konuşmaktan imtina ederler. Bu çok büyük bir hatadır, zira konuşmaktan kaçınmak dil öğrenimini bir adım öteye taşımayacağı gibi geriletir de. Ama burada üzerinde durulması icap eden çok daha önemli bir meseleden de bahsetmek gerekir. Gerçekten de, aşağıda ele alacağım bu konuya değinmeksizin insanlara mümkün olan her durumda konuşmalarını salık vermenin herhangi bir anlamı yoktur.

Bir insan İngilizce sözcüklere dilinin dönmediğini, dolayısıyla dili konuştuğu her durumda telaffuzunun bozukluğundan dolayı komik duruma düşeceğini söylerken gayet haklı olabilir. Ama bu şikayeti dillendirirken üzerinde hiçbir şekilde kafa yormadığı neredeyse kesin olan şöyle bir incelik vardır, ki bunun farkına varmak shadowing’i etkili bir teknik haline getiren en önemli mevzulardan birine değinme zaruretini de beraberinde getirir. Bahsini etmekte olduğumuz şey dil öğrenimi esnasında bütüncül bakışın oynayacağı can alıcı rolden başkası değildir.

Kişi size telaffuzunun ne kadar kötü olduğunu kanıtlamak için yazılı bir sözcüğü gösterip sonra da onu seslendirmeye yeltenebilir. Ama telaffuzunun ne kadar iyi olduğunu anlayabilmek için konuşma ya da okuma performansını referans almak gerekir. Okuma ve konuşma ise yazılı haliyle paragraflara karşılık gelirken, paragrafın en küçük yapı taşı cümledir. Cümle üzerinde dilin müziğini duyabileceğiniz en küçük birimdir; sözcükler şarkı söylemez.

Buraya kadar söylediklerimizden şu artık anlaşılmış olmalıdır ki, kelime tekrarıyla telaffuzu düzeltmek pek mümkün değildir. Bundan önce yapılması mutlaka şart olan şey dilin kendi ahengini cümle üzerinde duymak ve bir müzik parçası ezberler gibi akla kazımaktır. Nasıl ki onu ören tuğlalardan birine odaklanmadan önce duvarın kendisini algılamış olmanız gerekir, sözcükleri doğru telaffuz edebilmek için de dikkati sözcüğün kendisinden içinde yer aldığı cümleye kaydırmak şarttır. Doğru telaffuz ettiğiniz sözcükleri birleştirerek cümlenin müzikalitesi hakkında fikir edinmeniz mümkün değilken, dili anadili olarak konuşanın cümleye kazandırdığı ahengi içselleştirmek pek çok sözcüğü doğru telaffuz etmenizin yolunu açar. Bu şu demektir ki, telaffuz çalışması sözcük bazlı değil cümle bazlı bir alıştırmadır.

İngilizce’de doğru telaffuz edemediğiniz bir sözcüğü düşünün. O sözcüğü olması gerektiği gibi dile getirebilen Amerikalı’yla sizin aranızdaki fark nedir? Onun da sizinle aynı beyne, aynı damağa, ağız içi boşluğuna, diş yapısına ve dile sahip olduğu doğru değil midir? “Quality” sözcüğüne gereken twisti verip de ona Amerikan aksanını kolaylıkla giydiriveren Johnny’nin size nazaran fazladan bir organı mı vardır? Tabi ki hayır. Bunu böyle düşünmek, meseleyi neden yukarıdaki formülasyon üzerinden ele almayı tercih ettiğimi anlamayı kolaylaştırabilir.

Evet, Amerikalı Türk’e göre dilin içinde yaşar. Ama bu basit bir yanıttır ve analiz gerektirir. Dilin içinde yaşamak o dili meydana getiren kurucu semantik öğeleri olabilecek en geniş birimler içinden seçme lüksüne sahip olmak demektir (mesela sözcük değil de deyim, deyim değil de cümle). Yabancı İngilizce’yi sözcük-birimlerden meydana gelen bir bütün olarak algılamak zorundayken, Amerikalı onu cümlelerden meydana gelen bir varlık olarak katar bünyesine. Dilin yapısal unsurları ve birimlerini yavaş yavaş birbirine ekleyerek çıktığınız öğrenme serüveninin belli bir noktasında artık bu sevdadan vazgeçip de Amerikalı pozu vermeye başlamak gayet iyi bir fikirdir. Orta ve orta üstü seviyeye gelmiş bir dil öğrencisinin artık kelimeleri değil cümleleri ezberlemeye başlaması gerekir. Bu iddiayı dile getirenlerin farkında olmaksızın ikrar ettikleri şey, benim yukarıda shadowing alıştırmasına izafe ettiğim bütüncül yaklaşımın hemen hemen aynısıdır.

Shadowing kişiyi sözcüklerden ziyade cümleleri duymaya zorlarken, iş matematiksel bir birleştirme olmaktan çıkıp müzikal bir nitelik kazanmaya başlar. Sözcüklerin anlamları öğrencinin dimağına cümlenin müziğine asılı kalmış halde giriş yapar.

Çocuklar mı Dediniz? Güldürmeyin Beni!

Dil öğrenme konusunda tecrübesi olsun olmasın, pek çok insanın ezberine katılmış bir iddia vardır: Dil çocukken öğrenilir! Bunun bir başka versiyonu ise çocukların dili çok daha hızlı ve zahmetsizce öğrendiği; yetişkinlerin yabancı dil öğreneme çabasını sekteye uğratanın ise onların kafasına kaya gibi döşenmiş önyargılar ve bilgiler olduğu iddiasını desteklemeyi gerektirir.

Evet, kanoyu nehre indirmeden önce inşa etmek gerektiği açıktır. Ama yapım süreci bir kez tamamlandıktan sonra kumsalda kürek çekme alıştırması yapmaya devam etmenin de hiçbir anlamı yoktur. Kendilerini akan nehre atmadan önce çocuklara onları su üstünde tutacak olan kanoyu tamamlayıp tamamlamadıkları sorulmaz. Peki onların bu konuda hiçbir şekilde gözünün yaşına bakmama hakkını kendinde bulan yetişkin, iş kanoyu az çok tamamlayıp da suya indirmeye gelince kıyıda oyalanma hakkını nasıl olup da kendine tanır?

Çocuk oynarken öğrenir, yetişkin oynamak için. Suya bir kez düştükten sonra kano hakkında akıl yürütme şansını bütünüyle elinden kaçıran ve artık akıntıyla mücadele etmekten başka şansı kalmamış olan yetişkin artık çocukla aynı düzeye gelmiştir. Oyun oyundur ve kendisine katılacak olanın yaşına başına bakmaz. Yani oyuna bir kez girdikten sonra tecrübe, bilgi, ihtiyarlık, gençlik ya da çocukluğun bir önemi yoktur. Her bir oyuncu oyunun ona vermiş olduğu rolün gereğini yerine getirme ve dağıttığı rolü oynama mükellefiyeti üzerinden kimliklenir ve diğer oyuncularla eşitlenir.

Tecrübe nehrin sürükleme etkisi bedende hissedilmeye başlandığı andan itibaren devreye girer. Performans zamanı ve mekanının dışında kanoyu inşa etmek üzere kendisine dört elle sarılınmış olan akıl devreden çıkar. Artık öğrenen bedendir. Dil öğrenimi özel türden bir algının işe koşulmasıyla beyni de kapsayan bedeni bir bütün olarak oyuna dahil eden süreci başlatır.

Shadowing, kendisi su üstünde kalmayı başaramayacak olsa da çocuğu suya atma hakkını kendinde görebilecek kadar cüretkarlaşan yetişkine önemli bir şeyi hatırlatır: Yaşı getiren geçen yıllar değil, cesaretle üzerine gittiğin hayatın sağladığı deneyimlerdir. Bu alıştırma kişiye dili dilsel deneyimler içinden geçerek öğrenmekten başka şansı olmadığını hatırlatır. Çocuk nasıl ki oyuna katılma fırsatını onu toplum içine katan dil sayesinde buluyordur, yetişkin de dili onu öğrenim sürecinin hedefi kılarak değil, dil dışı bir sorunu çözmek için kullanmaya başladığı bir araca dönüştürdükten sonra öğrenir.

Shadowing tekniği çocuk ve yetişkini eşitler; ikisi de aynı suyla yeterince ıslanmış vaziyettedir.

Önemli Bir Uyarı, Ama Yine De…

Konuyla ilgili bilgi toplamaya çalışırken karşıma çıkan bir yazıda ifade edilen şu dikkat çekici uyarıdan bahsetmek bu makaleye son noktayı koymadan önce boynumun borcudur.

Evet, shadowing yabancı dil öğrenmeye çalışan kişinin kendine yapabileceği en büyük iyiliklerden biridir, doğru. Ama akıp giden bir konuşmayı yeteri kadar takip edebilmekten uzak olan acemi kaçırdığı kısımları ve duyduğu metinde ortaya çıkan boşlukları kafasına göre doldurabilir. Bu ise dili oluşturan bazı yapısal unsurların yanlış bir şekilde öğrenilmesi riskini beraberinde getirir.

Bu uyarıya hak vermemek, en azından benim için, imkansızdır. Şu ana dek dil öğrenimini gereğinden daha vahşi bir süreç olarak değerlendiren aşırı romantik bir retorik kullanmış görünsem de, shadowing’in akli bir akılsızlık, kontrollü bir kontrolsüzlük ve ince ayarı yapılmış bir serbestiyet gerektirdiğinin altını da kalın çizgilerle çizmeden geçmek olmaz. Söz konusu tekniği biraz ayrıntılı şekilde analiz etmiş olmamın özrü ise, özneye kendi özneliğini ortadan kaldırmak için harekete geçme tavsiyesi verme zorunluluğuyla karşı karşıya kalmış olmamdır. Bu ise, takdir edersiniz ki, oldukça tuhaftır.

Akıl temkinli olma zaruretini hatırlatarak atalete yol açar. Antrenman zamanını zaman-dışı olarak anmamın alametifarikası budur. Harekete geçmek ise ihtiyat ve aklı bir kenara bırakıp gözü karartmak sayesinde mümkündür. Kierkegaard ve Heidegger göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık bir zamanı (Augenblick) kararı uygulamaya geçirme anının tasviri olarak sunarlarken, shadowing tekniğini etkileyici bir şekilde betimleyebilmek üzere ortaya koyduğum bu çabayı motive eden tüm gerekçelerin aynına sahip oldukları izlenimi verirler.

Shadowing New York sokaklarında yolunu kaybetmeden önce uğranması gereken güvenli durakların sonuncusudur. Banyoda duş alırken boğulmak ne kadar imkansızsa, mola verilecek bir yol üstü tesisinin park yerine girerken ölümle sonuçlanacak bir kaza geçirmek de o kadar zordur. Bu anlamıyla kontrollü bir kontrolsüzlük pratiği olarak shadowing’den çekinmenin en ufak bir anlamı yoktur.

Shadowing, Umut Sarıkaya’nın tabiriyle, “ev seksisi” olmanın meşru kabul edildiği son duraktır.

Yazar Hakkında:

Emrah Günok

Çileli bir öğrencilik döneminin ardından, 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Maden Muhendisliği bölümünden mezun oldum. Mezuniyeti takiben, 2000 yılında ODTÜ felsefe bölümüne kaydolup, bu bölümden yüksek lisans ve doktora diploması aldım. 2012, yardımcı doçent olarak atandığım Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde göreve basladığım sene oldu. Burada 5 yıl kadar görev yapıp, 2016 yılinda imzaladığım barış bildirisi gerekçe gösterilerek işimden atıldım. Hali hazırda sokak felsefecisi olarak yaşıyor, diğer yandan da görevime döneceğim günü bekliyorum. Evliyim ve Elif Nazlı' nın babasıyım.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir